Kadın kokusu... Al Pacino’nun başrollerden birini üstlendiği bu filmin adı, her nedense, eski kitap ve dergilerin satıldığı dükkânları çağrıştırır bana. Tutkuyla mı açıklamalı bunu, alışkanlıkla mı, bilmiyorum. Ne zaman içeri girsem ve ciğerlerime bu koku bulaşsa, kalmak ile gitmek arasında kalırım. Densizlik işte!
Simurg da böylesi mekânlardan... Yaklaşık iki yıldır uğramadığım, lakin bir dönem neredeyse üç-dört haftada bir kapısını çaldığım bir yer. O günlerde üst kata çıkar, sayfaları tel tel dökülüp kalmış, forması açılmamış, poşetlenmiş kitapları (nemden korumak için olsa gerek) karıştırır, bütçeme ve ilgime uygun olanları koltuğumun altına alır, çıkardım. Bu mekânda kitap dışında hoşuma giden bir başka şey daha vardı. Düzeltirsem, kitap kadar değerli bir şey: Kedi.
Farklı bir yer Simurg. Söz virtüözü olmak gerek, hakkında söz söyleyebilmek için. İyisi mi, ben kendimi çekeyim, İbrahim Yılmaz alsın sazı eline: “Simurg, 1986’nın aralık ayında, icranın pençesine düşmüş bir sahafın elinden tutmak suretiyle kuruldu. Amaç: O gün, o kitaplar yediemine gitmemeliydi. O günden beri de her türlü kitabı zalimin zulmünden korumaya çalışıyor.”
Yürek isteyen bir girişim. Ardında beklenti listesinin olmadığı ya da kârla sınırlandırılmadığı... Zaten olsa idi, sahaflık dışında yayıncılığa da ‘bulaşırlar mıydı’? “İlk kitabımızı 1994'te yayımladık. 8 yıl içinde 53 yayın gerçekleştirdik. Her yayınımız, kimsenin basmaya cesaret edemeyeceği derecede bilimsel ve özel. Tarihçi yazar Murat Bardakçı'nın değerlendirmesiyle, devletin yapması gereken yayınları basıyoruz. Şimdi tezgâhımızda yine çok önemli iki sözlük var: İlki, Türk Dili’nin en geniş kapsamlı (7.000 sayfa) etimolojik ve tarihsel sözlüğünün ilk cildi. Andreas Tietze tarafından hazırlanan bu sözlük K harfi dahil, hazır durumda, 2004 yılında bitecek. İkincisi Sir Gerard Clauson'un 13. Yüzyıl Öncesi Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, çevirisi bitmek üzere, sanırım yıl sonuna yetiştireceğiz.”
‘Devletin yapması gerekenleri yapmak’... Omurgaya dayanmış, çifte su verilmiş kama gibi bir şey bu. Bir yanda ‘her şeyi devlet yapacak değil ya’ mayalı oyun hamuru, öte yanda ‘devlet hangi işi düzgün yapıyor ki’ trampleni...
Fazla açıldım, galiba; kıyıya çekileyim: “Sahaflığın öldüğüne dair sık sık söylentiler yayılır. Buna alımgücü, korsan yayıncılık, sosyal yapı vs. gerekçe olarak gösterilir. Sahi, sahaflık öldü mü?”
Yılmaz’ın yanıtı hazır: “Sahaflık öldü diyenler, sahaflıktan bihaber kimselerdir. Dünyada sahaflık ölmüyor da bizde mi ölüyor. Bugün İstanbul'da, Ankara'da pekâlâ sahaflık yapan arkadaşlarımız var. Kitaplar yayımlandıkça sahaflık yaşayacaktır. Kitap basımı yasaklansa bile devam edecektir.”
Kıyı sularda yüzmek daha kolay galiba. “Bir yaygın söylenti de, sahafa 'düşen' kitapların çoğunluğunu, eşlerinin ölümünün ardından satılan kitaplar olduğudur. Bir başka deyişle, varisleri, her şeyden önce, şu ya da bu gerekçe ile kitapları elden çıkarmanın yolunu arıyorlar. Bu doğru mu?”
Yanıt, kıyı sularda dahi yüzmenin tehlikeli olabileceğinin kanıtı: “Bu, aslında çok trajik bir durum. Birçok insan kitaplarla eşleri arasında dramatik gelgitler yaşamışlardır, hâlâ da yaşayanlar vardır. Nedendir bilinmez, hanımların kitaplarla arası pek iyi değildir. Adeta kocalarını kitaplarından kıskanırlar, kitaplara verilen para ciddi bir sorundur, ayrılık vaki olduğunda ilk iş kitapları kapı dışarı etmek olur. Bu önlenemez bir şey. Koleksiyoncunun iyi bir denge uzmanı olması gerekir.”
Bu kadar ‘magazin’ yeter deyip, kendimi toparlamaya çalışıyorum: ”Derler ki, Simurg'un mutfağından geçmeyen yazar neredeyse yoktur. Nedir bu işin sırrı?”
“Bu bir sahaflık geleneğidir. Kitap alan insanlara ihtimam göstermek gerekir. Her sahaf bilgi ve birikimini onlara borçludur. Onların kıymetini bilmeyen biri zaten sahaf olamaz. Biz onların isteklerine her zaman kulak verdik. Eli boş çevirmedik. Birçok insan hemen hemen arayıp bulamadığı, bulmaktan ümit kestiği birçok kitabı bizde buldu. Bizim bütün yaptığımız, her kitabı saklamak ve o kitabı birgün bir dostun arayacağının farkında olmak. Bu işin en güzel yanı işte bu: Bir kitabı arayanına kavuşturmak.”
Simurg, bir süredir e-sahaflık'lık da yapıyor. İlgiyi merak ediyorum: “İlgi çok iyi, özellikle Anadolu'dan talep var. Sitemizde mevcut olmayan birçok kitap da soruluyor, her isteği zamanında karşılamak oldukça zor. Henüz bütün sahaf kitaplarımızı yüklemiş değiliz. Bugünlerde İnternet stokumuzu çok daha büyük bir mekana taşıyacağız. Yaklaşık 15 bin sahaf kitabımız var ve biz yarısını filan yüklemiş durumdayız. Bir yandan da sürekli sahafiye kitap satın almaktayız.”
Hani herkesin bir kanayan yarası vardır, sizin ki ne, deme cüreti gösteriyorum: “Bunca işin arasında bir bandrol eksikti. Eh onu da hallettik. Artık kitapçılık ve yayıncılık dönülmez akşamın ufkunda pupa yelken. Çok güzel romanlar yazılıyor, 100 bini aşan yazarlar çoğalıyor, çok güzel kitaplar üretiliyor, kendimi korkunç şanslı hissediyorum. Bugünlere aklım başımda girdiğim için, gençken insan daha kolay çıldırabilir.”